İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanı Muhsin AYLİM
Köşe Yazarı
İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanı Muhsin AYLİM
 

ÇEK İPTALİ DAVALARINDA VERİLEN ‘ÖDEMEDEN MEN’ TEDBİRİNİN MENFAATLER DENGESİNE ETKİSİ (1)

Cek, bir ödeme aracı olarak ticari hayatta çokça öneme ve kamu güvenine mazhar, herkesin güvenmek zorunda olduğu bir senettir. Bu amaçla çek ilişkisinde sadece bir bankanın muhatap olabileceği yasada emredici şekilde belirtilmiştir. Bu kadar önemli bir ticari enstrümanın, meşru hamilin rızası dışında elinden çıkması halinde çekten kaynaklı başvuru haklarını kullanabilmesi için iptal davası açmaktan başka bir yol görünmemektedir. İptal kararı ile borçluya karşı başvuru hakkı kazanacak olan hamilin davası kesinleşene kadar, çekin kötü niyetli kişilerin eline geçmesi ve bankaya ibraz ile tahsilini sağlama ihtimali bulunmaktadır. Bu durumun engellenmesi ve meşru hamilin haklarının korunması için açılacak iptal davasında muhatap bankayı ödemeden men yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmektedir. Kimi zaman, çekten kaynaklı borcunu ödememek veya ötelemek isteyen kötü niyetli keşideciler de, gerçekte hamil olmayan kişiler üzerinden iptal davası açarak ödemeden men kararı verilmesini isteyebilmektedirler. Meşru hamilin haklarının korunması ve kötü niyetli kişilerin çek bedelini tahsilinin önüne geçmek amacıyla ödemenden men kararı verilmesi, kötü niyetle dava açarak karşılıksız çek yaptırımlarına maruz kalmak istemeyen ve borcunu ötelemek isteyen kişilerin bu eylemlerinin de engellenmesi gerekmektedir. Bu nedenle verilecek ihtiyati tedbir kararı keşideciyi değil, meşru hamili korumaya yönelik olarak verilmelidir. TTK’nın 818. Maddesi yollamasıyla çek hakkında uygulanan TTK’nın 757-764 maddeleri uyarınca verilen “çek iptali ve ödemeden men kararları”, uygulamada borçlu keşideciler veya kötü niyetli cirantalar tarafından bir “zaman kazanma ve borçtan kaçma” aracına dönüştürülebilir. Bu Makalenin amacı, iyiniyetli hamillerin mağduriyetini önleyecek ve çekin tedavül kabiliyetini koruyacak olan “Bloke / Karşılıksızdır İşleminin” hukuki zeminini ve çekte ödemeden men yönünde ihtiyati tedbir kararlarının mahkemelerce hangi kapsamda verilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Bunun için öncelikle genel olarak ihtiyati tedbiri, özelde ise çekte ödemeden men kararına ilişkin hususları incelemek gerekir. Bir geçici hukuki koruma olan ihtiyati tedbir, genel olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’da düzenlenmiştir. İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile Türk Ticaret Kanunu (TTK) gibi kanunlarda ise özel olarak düzenlenmiş ihtiyati tedbir türleri bulunmaktadır. İhtiyati tedbir talebinin mahkemeye sunulması, tedbir şartları, tedbir kararının içeriği, teminat gösterilmesi ve tedbirin uygulanması gibi düzenlemeler genel olarak HMK’nın 389 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. 6100 sayılı HMK’ya göre ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için; Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi gerekir. Bir davada sadece uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Netice ve talebe konu edilmemiş bir şey üzerinde kural olarak ihtiyati tedbir kararı verilemez. Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Bu şartları taşıyan bir talep ile karşılaşan mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir. Kanun, verilecek tedbirin türünü sınırlandırmamış, işin niteliğine göre her türlü tedbire karar verilebileceği düzenlenmiştir. İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir.  2004 sayılı İİK’nun menfi tespite ilişkin 72. Maddesinde özel ihtiyati tedbir türleri düzenlenmiştir. Buradaki yasal düzenlemeye göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında, borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açarak, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini isteyebilir. İcra takibinden sonra menfi tespit davası açılması halinde ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Sadece, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Buradaki tedbirler, bir icra takibi nedeniyle istenebilecek tedbirler olup takip hukukuna ilişkindir. Her iki durumda da teminat alınması zorunlu olup, HMK’da düzenlenen genel ihtiyati tedbirden farklı olarak adli yardımdan faydalanan veya yasal olarak teminattan muaf olan kişiler dışında teminat alınması şarttır. Teminat miktarı alacağın yüzde %15’inden aşağı olamaz. Borçlunun açacağı menfi tespit davası çekten kaynaklanmaktaysa, burada keşidecinin de ihtiyati tedbir yoluyla muhatabın çeki ödemekten men edilmesini mahkemeden isteyebilir. Bu konuda verilecek ihtiyati tedbir kararı çekin kaybolduğuna ilişkin bir iddiadan değil, bedelsiz olduğu iddiasına dayanmaktadır. Burada ihtiyati tedbire ilişkin HMK’nın hükümleri uygulanacaktır. Böyle bir durumda mahkemece HMK’nın 389. ve devamı maddelerine göre ihtiyati tedbir yoluyla çekin davalıya ödenmemesi kararı vermesi ve ayrıca çekin İİK’nın 72. Maddesi uyarınca icraya konu edilmemesi veya icra veznesine yatacak paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi mümkündür. Bu yazımızın asıl konusu ise, kambiyo senetlerinde iptal davası içinde ihtiyati tedbire ilişkin özel düzenleme olan 6102 sayılı TTK hükümleridir. TTK’ya göre kambiyo senetlerinin rıza dışında hamilin elinden çıkması halinde, hamilin talebi üzerine mahkemece muhatabın ödemeden yasaklanması şeklinde ihtiyati tedbir kararları verilmektedir. Çekin zayi olması, iptali ve ödemeden men kararı uygulamada sık karşılaşılan durumlardır. Zayi, yani çekin rıza dışı elden çıkması (kayıp, hırsızlık vb.) durumunda açılacak iptal davası, hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu koruma, TTK’nın 757. maddesi uyarınca mahkemenin vereceği İhtiyati Tedbir yoluyla Ödemeden Men Kararının muhatap bankaya gönderilerek çek bedelini ödememesi için verilen talimatla sağlanmaktadır. Bu kararın amacı, paranın kötü niyetli zilyede (bulana/çalana) ödenmesini engellemektir. Ancak kötü niyetli keşidecinin oyununun önüne de geçilmelidir. Çeki düzenleyen kişinin, ödeme günü gelen çeki ödememek için sanki çeki kaybetmiş gibi numara yaparak mahkemeden hızlıca ödemeden men kararı alması maalesef sıklıkla başvurulan bir yol olmuştur. Böyle bir karar nedeniyle, çeki ticari bir ilişkide dürüstçe devralan ve bankaya giden iyi niyetli hamilin, arkasında “mahkeme kararı var” denilerek eli boş dönmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Klasik ödemeden men kararları nedeniyle hamilin “karşılıksız çek” şikayetinde bulunamaması, böylece çekin güvence fonksiyonunun sarsılması da gündeme gelmektedir. TTK’da genel olarak kıymetli evrak, türlerine göre anlatılmıştır. En geniş düzenleme, uygulamada hiç yeri olmayan poliçe üzerinden yapılmıştır. Bono ve çeke ilişkin tek tek özel düzenleme yapılmak yerine poliçeye ilişkin hükümlere çok sayıda atıf yapılmıştır. Poliçenin tarafları ve niteliği ile çek veya bononun tarafları ve niteliği farklıdır. Poliçe için yapılmış yasal düzenlemelere olan atıf, çek veya bono yönünden uygulanmaya çalışıldığında kimi zaman hatalı değerlendirmelere neden olmaktadır. TTK’nın 645 ve devamı maddelerine göre; genel olarak kıymetli evrakın içerdiği hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez. Kıymetli evrakın borçlusu, ancak senedin teslimi karşılığında ödeme ile yükümlüdür. Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça borçlu, vade geldiğinde, senedin niteliğine göre alacaklı olduğu anlaşılan kişiye ödemede bulunmakla borcundan kurtulur. Mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak kurulması amacıyla kıymetli evrakın devri için her hâlde senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır. Bundan başka emre yazılı senetlerde ciroya, nama yazılı senetlerde yazılı bir devir beyanına da gerek vardır. Bu beyan kıymetli evrakın veya ayrı bir kâğıdın üzerine yazılabilir. Bütün hâllerde ciro, poliçenin cirosuna ilişkin hükümler uyarınca yapılır. Devir için ciro ve senedin zilyetliğinin geçirilmesi yeterlidir. Devredilebilen bütün kıymetli evrakın, senedin içeriğinden veya niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, ciro edilmesi ve zilyetliğin geçirilmesiyle cirantanın hakları ciro edilene devrolunur. Kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. Kıymetli evrakın zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi, senedin iptaline karar verilmesini isteyebilir. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir. Mahkeme kararıyla ödemeden menedilen borçlunun ödemesi geçerli olmaz. Dilekçe sahibinin istemi üzerine mahkeme, senedin borçlusunu, aksine hareket ettiği takdirde iki defa ödemek zorunda kalacağını ihtar ederek bedelini ödemekten yasaklar. Bu durum, “kötü ödeyen iki kez öder” ilkesiyle uygulamada formülize edilebilir. TTK’da kıymetli evrak kitabının dördüncü kısmı özel olarak kambiyo senetlerine ayrılmıştır. TTK’nın 671 ile 775. Maddeleri poliçeye ayrılmış iken, bonoya 776 ila 779. Maddeler, çeke ise 780 ila 823. Maddelerde yer vermiştir. Oysa kıymetli evrak olarak poliçenin uygulamasına ülkemizde hiç rastlanmazken kambiyo senetlerinin ana omurgasını oluşturacak şekilde ayrıntılı yasal düzenleme yapılmıştır. Oysa, piyasada sadece bono ve çekle işleyiş vardır. Buna rağmen kambiyo senetlerinin ana mantığı TTK’da poliçe üzerinden verilmeye çalışılmıştır. Bu durum, yasa yapıcı ve mevzuatı hazırlayanların kolaya kaçarak eski Ticaret Kanunu’nu alıntılamasından olsa gerek ve uygulamacılarca tasvip edilir bir durum değildir. Çek ve bononun özelliği poliçeden farklı olduğu için ayrıca ayrıntılı düzenlenmesi faydalı olacaktır. Çekle ilgili düzenlemede, ihtiyati tedbir türü olarak ödemeden men hususu özel olarak düzenlenmemiştir.
Ekleme Tarihi: 13 Eylül 2026 -Pazar

ÇEK İPTALİ DAVALARINDA VERİLEN ‘ÖDEMEDEN MEN’ TEDBİRİNİN MENFAATLER DENGESİNE ETKİSİ (1)

Cek, bir ödeme aracı olarak ticari hayatta çokça öneme ve kamu güvenine mazhar, herkesin güvenmek zorunda olduğu bir senettir. Bu amaçla çek ilişkisinde sadece bir bankanın muhatap olabileceği yasada emredici şekilde belirtilmiştir. Bu kadar önemli bir ticari enstrümanın, meşru hamilin rızası dışında elinden çıkması halinde çekten kaynaklı başvuru haklarını kullanabilmesi için iptal davası açmaktan başka bir yol görünmemektedir. İptal kararı ile borçluya karşı başvuru hakkı kazanacak olan hamilin davası kesinleşene kadar, çekin kötü niyetli kişilerin eline geçmesi ve bankaya ibraz ile tahsilini sağlama ihtimali bulunmaktadır. Bu durumun engellenmesi ve meşru hamilin haklarının korunması için açılacak iptal davasında muhatap bankayı ödemeden men yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmektedir.

Kimi zaman, çekten kaynaklı borcunu ödememek veya ötelemek isteyen kötü niyetli keşideciler de, gerçekte hamil olmayan kişiler üzerinden iptal davası açarak ödemeden men kararı verilmesini isteyebilmektedirler. Meşru hamilin haklarının korunması ve kötü niyetli kişilerin çek bedelini tahsilinin önüne geçmek amacıyla ödemenden men kararı verilmesi, kötü niyetle dava açarak karşılıksız çek yaptırımlarına maruz kalmak istemeyen ve borcunu ötelemek isteyen kişilerin bu eylemlerinin de engellenmesi gerekmektedir. Bu nedenle verilecek ihtiyati tedbir kararı keşideciyi değil, meşru hamili korumaya yönelik olarak verilmelidir.

TTK’nın 818. Maddesi yollamasıyla çek hakkında uygulanan TTK’nın 757-764 maddeleri uyarınca verilen “çek iptali ve ödemeden men kararları”, uygulamada borçlu keşideciler veya kötü niyetli cirantalar tarafından bir “zaman kazanma ve borçtan kaçma” aracına dönüştürülebilir. Bu Makalenin amacı, iyiniyetli hamillerin mağduriyetini önleyecek ve çekin tedavül kabiliyetini koruyacak olan “Bloke / Karşılıksızdır İşleminin” hukuki zeminini ve çekte ödemeden men yönünde ihtiyati tedbir kararlarının mahkemelerce hangi kapsamda verilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Bunun için öncelikle genel olarak ihtiyati tedbiri, özelde ise çekte ödemeden men kararına ilişkin hususları incelemek gerekir.

Bir geçici hukuki koruma olan ihtiyati tedbir, genel olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’da düzenlenmiştir. İcra ve İflas Kanunu (İİK) ile Türk Ticaret Kanunu (TTK) gibi kanunlarda ise özel olarak düzenlenmiş ihtiyati tedbir türleri bulunmaktadır.

İhtiyati tedbir talebinin mahkemeye sunulması, tedbir şartları, tedbir kararının içeriği, teminat gösterilmesi ve tedbirin uygulanması gibi düzenlemeler genel olarak HMK’nın 389 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir.

6100 sayılı HMK’ya göre ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için; Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi gerekir. Bir davada sadece uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Netice ve talebe konu edilmemiş bir şey üzerinde kural olarak ihtiyati tedbir kararı verilemez. Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Bu şartları taşıyan bir talep ile karşılaşan mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir. Kanun, verilecek tedbirin türünü sınırlandırmamış, işin niteliğine göre her türlü tedbire karar verilebileceği düzenlenmiştir. İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir.

 2004 sayılı İİK’nun menfi tespite ilişkin 72. Maddesinde özel ihtiyati tedbir türleri düzenlenmiştir. Buradaki yasal düzenlemeye göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında, borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açarak, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verilmesini isteyebilir. İcra takibinden sonra menfi tespit davası açılması halinde ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Sadece, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir. Buradaki tedbirler, bir icra takibi nedeniyle istenebilecek tedbirler olup takip hukukuna ilişkindir. Her iki durumda da teminat alınması zorunlu olup, HMK’da düzenlenen genel ihtiyati tedbirden farklı olarak adli yardımdan faydalanan veya yasal olarak teminattan muaf olan kişiler dışında teminat alınması şarttır. Teminat miktarı alacağın yüzde %15’inden aşağı olamaz. Borçlunun açacağı menfi tespit davası çekten kaynaklanmaktaysa, burada keşidecinin de ihtiyati tedbir yoluyla muhatabın çeki ödemekten men edilmesini mahkemeden isteyebilir.

Bu konuda verilecek ihtiyati tedbir kararı çekin kaybolduğuna ilişkin bir iddiadan değil, bedelsiz olduğu iddiasına dayanmaktadır. Burada ihtiyati tedbire ilişkin HMK’nın hükümleri uygulanacaktır. Böyle bir durumda mahkemece HMK’nın 389. ve devamı maddelerine göre ihtiyati tedbir yoluyla çekin davalıya ödenmemesi kararı vermesi ve ayrıca çekin İİK’nın 72. Maddesi uyarınca icraya konu edilmemesi veya icra veznesine yatacak paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi mümkündür. Bu yazımızın asıl konusu ise, kambiyo senetlerinde iptal davası içinde ihtiyati tedbire ilişkin özel düzenleme olan 6102 sayılı TTK hükümleridir.

TTK’ya göre kambiyo senetlerinin rıza dışında hamilin elinden çıkması halinde, hamilin talebi üzerine mahkemece muhatabın ödemeden yasaklanması şeklinde ihtiyati tedbir kararları verilmektedir. Çekin zayi olması, iptali ve ödemeden men kararı uygulamada sık karşılaşılan durumlardır. Zayi, yani çekin rıza dışı elden çıkması (kayıp, hırsızlık vb.) durumunda açılacak iptal davası, hak sahibinin korunmasını sağlamaktadır. Bu koruma, TTK’nın 757. maddesi uyarınca mahkemenin vereceği İhtiyati Tedbir yoluyla Ödemeden Men Kararının muhatap bankaya gönderilerek çek bedelini ödememesi için verilen talimatla sağlanmaktadır. Bu kararın amacı, paranın kötü niyetli zilyede (bulana/çalana) ödenmesini engellemektir. Ancak kötü niyetli keşidecinin oyununun önüne de geçilmelidir. Çeki düzenleyen kişinin, ödeme günü gelen çeki ödememek için sanki çeki kaybetmiş gibi numara yaparak mahkemeden hızlıca ödemeden men kararı alması maalesef sıklıkla başvurulan bir yol olmuştur.

Böyle bir karar nedeniyle, çeki ticari bir ilişkide dürüstçe devralan ve bankaya giden iyi niyetli hamilin, arkasında “mahkeme kararı var” denilerek eli boş dönmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Klasik ödemeden men kararları nedeniyle hamilin “karşılıksız çek” şikayetinde bulunamaması, böylece çekin güvence fonksiyonunun sarsılması da gündeme gelmektedir.

TTK’da genel olarak kıymetli evrak, türlerine göre anlatılmıştır. En geniş düzenleme, uygulamada hiç yeri olmayan poliçe üzerinden yapılmıştır. Bono ve çeke ilişkin tek tek özel düzenleme yapılmak yerine poliçeye ilişkin hükümlere çok sayıda atıf yapılmıştır. Poliçenin tarafları ve niteliği ile çek veya bononun tarafları ve niteliği farklıdır. Poliçe için yapılmış yasal düzenlemelere olan atıf, çek veya bono yönünden uygulanmaya çalışıldığında kimi zaman hatalı değerlendirmelere neden olmaktadır.

TTK’nın 645 ve devamı maddelerine göre; genel olarak kıymetli evrakın içerdiği hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez. Kıymetli evrakın borçlusu, ancak senedin teslimi karşılığında ödeme ile yükümlüdür. Hile veya ağır kusuru bulunmadıkça borçlu, vade geldiğinde, senedin niteliğine göre alacaklı olduğu anlaşılan kişiye ödemede bulunmakla borcundan kurtulur. Mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak kurulması amacıyla kıymetli evrakın devri için her hâlde senet üzerindeki zilyetliğin devri şarttır. Bundan başka emre yazılı senetlerde ciroya, nama yazılı senetlerde yazılı bir devir beyanına da gerek vardır. Bu beyan kıymetli evrakın veya ayrı bir kâğıdın üzerine yazılabilir. Bütün hâllerde ciro, poliçenin cirosuna ilişkin hükümler uyarınca yapılır. Devir için ciro ve senedin zilyetliğinin geçirilmesi yeterlidir. Devredilebilen bütün kıymetli evrakın, senedin içeriğinden veya niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, ciro edilmesi ve zilyetliğin geçirilmesiyle cirantanın hakları ciro edilene devrolunur. Kıymetli evrak zayi olduğu takdirde mahkeme tarafından iptaline karar verilebilir. Kıymetli evrakın zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi, senedin iptaline karar verilmesini isteyebilir. İptal kararı üzerine hak sahibi hakkını senetsiz olarak da ileri sürebilir veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilir. Mahkeme kararıyla ödemeden menedilen borçlunun ödemesi geçerli olmaz. Dilekçe sahibinin istemi üzerine mahkeme, senedin borçlusunu, aksine hareket ettiği takdirde iki defa ödemek zorunda kalacağını ihtar ederek bedelini ödemekten yasaklar. Bu durum, “kötü ödeyen iki kez öder” ilkesiyle uygulamada formülize edilebilir.

TTK’da kıymetli evrak kitabının dördüncü kısmı özel olarak kambiyo senetlerine ayrılmıştır. TTK’nın 671 ile 775. Maddeleri poliçeye ayrılmış iken, bonoya 776 ila 779. Maddeler, çeke ise 780 ila 823. Maddelerde yer vermiştir. Oysa kıymetli evrak olarak poliçenin uygulamasına ülkemizde hiç rastlanmazken kambiyo senetlerinin ana omurgasını oluşturacak şekilde ayrıntılı yasal düzenleme yapılmıştır. Oysa, piyasada sadece bono ve çekle işleyiş vardır. Buna rağmen kambiyo senetlerinin ana mantığı TTK’da poliçe üzerinden verilmeye çalışılmıştır. Bu durum, yasa yapıcı ve mevzuatı hazırlayanların kolaya kaçarak eski Ticaret Kanunu’nu alıntılamasından olsa gerek ve uygulamacılarca tasvip edilir bir durum değildir. Çek ve bononun özelliği poliçeden farklı olduğu için ayrıca ayrıntılı düzenlenmesi faydalı olacaktır. Çekle ilgili düzenlemede, ihtiyati tedbir türü olarak ödemeden men hususu özel olarak düzenlenmemiştir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adliyehaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.