Türkiye'nin NATO avantajı! Çin'le rekabette savunma kartı

Ekonomi 27.02.2026 - 09:03, Güncelleme: 27.02.2026 - 09:03 67 kez okundu.
 

Türkiye'nin NATO avantajı! Çin'le rekabette savunma kartı

Çin’in ölçek ekonomisi ve agresif fiyat stratejisi, AB pazarında dengeleri hızla değiştiriyor. Küresel rekabette şirketlerin maliyet baskısı arttı. Türkiye açısında bu tabloda yüksek katma değerli üretim ve savunma sanayine odaklanmak büyük önem kazandı. NATO üyeliğinin sağladığı standart uyumu, operasyonel entegrasyon ve güven avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir tedarik ortağı haline getiriyor.
Çin, agresif büyüme stratejisiyle Türkiye’nin AB pazarındaki payını birçok kalemde etkiliyor. Türkiye’nin AB’ye ihracatı geçen yıl 9.7 milyar dolar artarken, bu artışın büyük bölümü parite etkisi ve otomotivden geldi. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) tarafından yayımlanan ‘Mercek Altında: Rakip Değiştiğinde Rekabet Gücü Değişir mi?’ raporu, bir yandan otomotiv-makina-elektrikli teçhizat üçlüsünün ihracat artışına öncü olduğunu ortaya koyarken, diğer yandan ihracatta geleneksel sektörlerde pazar kayıplarının hızlandığını gösterdi. Uzmanlar ise bu denklemden çıkış yolunu yüksek teknoloji ve savunma sanayi ihracatı olduğunu söylüyor. ÜÇ ÜRÜN GRUBUNDA YOĞUNLAŞTITürkiye’nin AB pazarındaki rekabet gücü, küresel dengelerin değiştiği bir dönemde yeniden tartışılıyor. Rapora göre, son 1 yılda AB’ye ihracat artışı, Euro/dolar paritesinin de etkisiyle 9.7 milyar dolar seviyesinde olurken, bu artışın yüzde 72’si, otomobil, makina-ekipman ve elektrikli teçhizat sektörleri tarafından gerçekleştirildi. Ancak rapora göre, AB’ye ihracatta artan ürün yoğunluğu, daha az sayıda ürün grubuna daha yüksek bağımlılık oluşturuyor. BİNEKTE ÇİN’İ GEÇTİRapora göre son 1 yılda ihracatını daha da artıran otomotiv sektörü binek otomobil satışında Çin’i geçti. Bu tempoda AB’ye gerçekleştirilen binek otomobil satışında Çin’in gerilemesi aynı döneme denk geldi.  Raporda ise bu durum şöyle değerlendiriliyor: “AB’nin Çin’e karşı kendini koruması, Türk ihracatçısı için bir fırsat yaratıyor. Bu fırsat, yıllara dayanan tedarik zinciri ilişkisi ve Gümrük Birliği sayesinde realize oluyor. Ertelenen ‘Made in Europe’ düzenlemesinin nasıl somutlaşacağı, kazanımlar üzerinde yaratabileceği kayda değer riskler nedeniyle kritik önem taşıyor.” ÇİN AB PAZARINDA BÜYÜYOR TKSB'nin raporunda, Türkiye’nin elinin güçlü olduğu birçok geleneksel ürün grubunda Çin’in AB pazarında hızlı büyüdüğüne dikkat çekiliyor. Özellikle orta ve düşük teknolojili sanayi ürünlerinde Çin’in fiyat avantajı ve ölçek ekonomisi Asya devinin rekabette elini güçlendiriyor. Enerji maliyetleri, finansmana erişim ve üretim ölçeği gibi başlıklarda Çin’in sağladığı avantaj, AB ithalatçıları açısından maliyet odaklı tercihi güçlendiriyor. DEMİRYOLU-UZAY-SAVUNMA SANAYİPazar kayıplarının yaşandığı ürün gruplarına karşın demiryolu taşıtı, hava ve uzay taşıtları ile silah ve mühimmat ürün gruplarında artışlar yaşanıyor. Rapora göre, bu ürün grupları, Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı açısından da önemli bir gelişme potansiyeline işaret ediyor. Ancak raporda hem demiryolu taşıtları hem de hava ve uzay taşıtları ürün gruplarında son iki çeyrekte yaşanan gerilemenin kalıcı olup olmadığının izlenmesi gerektiği vurgulandı. NATO SAHASINDA GÜÇ, AB PAZARINDA GÜVENRapora göre Türkiye’nin savunma sanayi kabiliyetindeki gelişim ile jeopolitik konjonktürün bir araya gelmesi sonucunda, silahlar ve mühimmat ürün grubunda pazar payı artışı güçleniyor. Şu anda bu ürün grubunda AB’nin ithalatından alınan pay yüzde 4’ün üzerine çıktı. NATO’nun Almanya’da düzenlenen geniş kapsamlı tatbikatında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sergilediği performans, Türkiye’nin savunma sanayindeki dönüşümünün sahadaki yansıması oldu. Özellikle milli SİHA konseptinin yeni nesil temsilcilerinden Bayraktar TB3 ile çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu’nun birlikte icra ettiği operasyonel kabiliyet, Türkiye’nin deniz aşırı güç projeksiyonu ve insansız sistem entegrasyonunda geldiği noktayı gösterdi. SAVUNMA İHRACATINDA AVRUPA İLK SIRADATürkiye, son yıllarda savunma ve havacılık alanında ihracatını istikrarlı biçimde artırarak dünyanın en büyük savunma ihracatçıları arasında 11’inci sıraya yükseldi. 2025 yılı itibarıyla savunma ve havacılık ihracatının yaklaşık 4.3 milyar dolarlık kısmı Avrupa ülkelerine gerçekleştirildi. Bu tablo, yalnızca satış hacmini değil, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisi içindeki konumunu da güçlendiriyor. AB ülkeleri, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dönemde savunma bütçelerini ciddi şekilde artırırken; tedarik zincirlerinde ‘güvenilir ortak’, ‘NATO uyumu’ ve ‘standart entegrasyonu’ gibi kriterleri öne çıkarıyor. TEKNOLOJİ İHRACATINA ODAKLANMALIYIZ Türkiye’nin ihracatta stratejik dönüşüm için teknolojiye odaklanması gerektiğini söyleyen Otomotiv Uzmanı Murat Boyacıoğlu, Türkiye’nin otomotiv ve otomotiv yan sanayisinde sahip olduğu üretim gücüne dikkat çekerek, şunları söyledi: “Türkiye otomotiv ve otomotiv yedek parça üretiminde son derece güçlü bir altyapıya sahip. Gerek ana sanayi gerekse yan sanayide ciddi bir birikimimiz var. Son dönemde Çinli markalar BYD ve Chery’nin Türkiye’de yatırım yapacaklarını açıklamaları önemli bir gelişme. Ancak bu tür yatırımların üretime dönüşmesi zaman alıyor. Daha önce Asya merkezli mobilite yatırımlarında da benzer süreçleri yaşadık. Bu nedenle kısa vadede sektörün dinamizmini korumak için yeni nesil teknoloji devlerinin de üretim için Türkiye’yi tercih etmesi büyük önem taşıyor.”  NATO KİMLİĞİ STRATEJİK AVANTAJ Türkiye’nin Çin’le rekabette en önemli avantajı, yalnızca maliyet ya da üretim kapasitesi değil. NATO üyesi olması ve Batı güvenlik mimarisinin parçası olması Türkiye’yi, AB için savunma tedarikinde önemli bir avantaj sağlıyor. Ortak operasyon kabiliyeti, NATO standartlarına uyum, siber güvenlik ve veri güvenliği, politik ve stratejik uyumluluk alanlarında Türkiye, hem coğrafi konumu hem de askeri entegrasyon seviyesiyle Avrupa için yakın ve güvenilir üretim üssü olarak öne çıkıyor.AB’NİN DE İLK TERCİHİ ÇİN DEĞİL  Çin ile Avrupa arasındaki politik mesafenin arttığını, buna karşın Avrupa’nın hâlâ Çin’in ölçek ve hız avantajıyla rekabet etmekte zorlandığını belirten Ar-Ge Uzmanı Eda Akınsal, bunun Türkiye açısından önemli bir fırsat alanı oluşturduğunu kaydetti. Akınsal, Türkiye'nin yeşil dönüşümdeki hızı ve AB uyumuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Asıl mesele; güçlü insan kaynağı, mühendislik kapasitesi, uluslararası sertifikasyon süreçlerine uyum ve sağlam bir teknoloji ekosistemi inşa edebilmek. Avrupa, Çin’den tedarik etmek istemediği ürün ve teknolojiler için alternatif ülkeler arıyor. Ancak bu alternatiflerin, Çin’in üretim ölçeğine yakın bir disiplin ve hızda çalışabilmesi bekleniyor. Katıldığım AB fonları odaklı bir toplantıda da bu arayışın açık şekilde dile getirildiğini gördük. AB’nin, Çin'den almak ilk tercihi değil.” ELEKTRİKLİ VE ENERJİDE YENİ BİR GÜÇ Türkiye’nin özellikle ticari araç üretiminde Avrupa’da güçlü bir konumda olduğuna işaret eden Otomotiv Uzmanı Murat Boyacıoğlu, “Elektrikli araç, batarya teknolojileri, yazılım ve otonom sürüş sistemleri gibi alanlarda daha fazla yatırım çekmeli ve yerli kabiliyetlerimizi geliştirmeliyiz. Avrupa Birliği pazarında güçlü olduğumuz sektörlerin yanına teknolojiyi de eklemeliyiz. Doğru stratejiyle Türkiye, elektrikli ve bağlantılı araçlar döneminde sadece bir üretim üssü değil, aynı zamanda bölgesel bir teknoloji merkezi haline gelebilir” dedi. Türkiye’nin enerji yatırımlarına da dikkat çeken Boyacıoğlu, AB pazarının güvenilir enerji tedarikçisi olma yolunda önemli adımlar attığını söyledi. 
Çin’in ölçek ekonomisi ve agresif fiyat stratejisi, AB pazarında dengeleri hızla değiştiriyor. Küresel rekabette şirketlerin maliyet baskısı arttı. Türkiye açısında bu tabloda yüksek katma değerli üretim ve savunma sanayine odaklanmak büyük önem kazandı. NATO üyeliğinin sağladığı standart uyumu, operasyonel entegrasyon ve güven avantajı, Türkiye’yi Avrupa için stratejik bir tedarik ortağı haline getiriyor.

Çin, agresif büyüme stratejisiyle Türkiye’nin AB pazarındaki payını birçok kalemde etkiliyor. Türkiye’nin AB’ye ihracatı geçen yıl 9.7 milyar dolar artarken, bu artışın büyük bölümü parite etkisi ve otomotivden geldi. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) tarafından yayımlanan ‘Mercek Altında: Rakip Değiştiğinde Rekabet Gücü Değişir mi?’ raporu, bir yandan otomotiv-makina-elektrikli teçhizat üçlüsünün ihracat artışına öncü olduğunu ortaya koyarken, diğer yandan ihracatta geleneksel sektörlerde pazar kayıplarının hızlandığını gösterdi. Uzmanlar ise bu denklemden çıkış yolunu yüksek teknoloji ve savunma sanayi ihracatı olduğunu söylüyor. ÜÇ ÜRÜN GRUBUNDA YOĞUNLAŞTITürkiye’nin AB pazarındaki rekabet gücü, küresel dengelerin değiştiği bir dönemde yeniden tartışılıyor. Rapora göre, son 1 yılda AB’ye ihracat artışı, Euro/dolar paritesinin de etkisiyle 9.7 milyar dolar seviyesinde olurken, bu artışın yüzde 72’si, otomobil, makina-ekipman ve elektrikli teçhizat sektörleri tarafından gerçekleştirildi. Ancak rapora göre, AB’ye ihracatta artan ürün yoğunluğu, daha az sayıda ürün grubuna daha yüksek bağımlılık oluşturuyor. BİNEKTE ÇİN’İ GEÇTİRapora göre son 1 yılda ihracatını daha da artıran otomotiv sektörü binek otomobil satışında Çin’i geçti. Bu tempoda AB’ye gerçekleştirilen binek otomobil satışında Çin’in gerilemesi aynı döneme denk geldi.  Raporda ise bu durum şöyle değerlendiriliyor: “AB’nin Çin’e karşı kendini koruması, Türk ihracatçısı için bir fırsat yaratıyor. Bu fırsat, yıllara dayanan tedarik zinciri ilişkisi ve Gümrük Birliği sayesinde realize oluyor. Ertelenen ‘Made in Europe’ düzenlemesinin nasıl somutlaşacağı, kazanımlar üzerinde yaratabileceği kayda değer riskler nedeniyle kritik önem taşıyor.” ÇİN AB PAZARINDA BÜYÜYOR TKSB'nin raporunda, Türkiye’nin elinin güçlü olduğu birçok geleneksel ürün grubunda Çin’in AB pazarında hızlı büyüdüğüne dikkat çekiliyor. Özellikle orta ve düşük teknolojili sanayi ürünlerinde Çin’in fiyat avantajı ve ölçek ekonomisi Asya devinin rekabette elini güçlendiriyor. Enerji maliyetleri, finansmana erişim ve üretim ölçeği gibi başlıklarda Çin’in sağladığı avantaj, AB ithalatçıları açısından maliyet odaklı tercihi güçlendiriyor. DEMİRYOLU-UZAY-SAVUNMA SANAYİPazar kayıplarının yaşandığı ürün gruplarına karşın demiryolu taşıtı, hava ve uzay taşıtları ile silah ve mühimmat ürün gruplarında artışlar yaşanıyor. Rapora göre, bu ürün grupları, Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatı açısından da önemli bir gelişme potansiyeline işaret ediyor. Ancak raporda hem demiryolu taşıtları hem de hava ve uzay taşıtları ürün gruplarında son iki çeyrekte yaşanan gerilemenin kalıcı olup olmadığının izlenmesi gerektiği vurgulandı. NATO SAHASINDA GÜÇ, AB PAZARINDA GÜVENRapora göre Türkiye’nin savunma sanayi kabiliyetindeki gelişim ile jeopolitik konjonktürün bir araya gelmesi sonucunda, silahlar ve mühimmat ürün grubunda pazar payı artışı güçleniyor. Şu anda bu ürün grubunda AB’nin ithalatından alınan pay yüzde 4’ün üzerine çıktı. NATO’nun Almanya’da düzenlenen geniş kapsamlı tatbikatında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sergilediği performans, Türkiye’nin savunma sanayindeki dönüşümünün sahadaki yansıması oldu. Özellikle milli SİHA konseptinin yeni nesil temsilcilerinden Bayraktar TB3 ile çok maksatlı amfibi hücum gemisi TCG Anadolu’nun birlikte icra ettiği operasyonel kabiliyet, Türkiye’nin deniz aşırı güç projeksiyonu ve insansız sistem entegrasyonunda geldiği noktayı gösterdi. SAVUNMA İHRACATINDA AVRUPA İLK SIRADATürkiye, son yıllarda savunma ve havacılık alanında ihracatını istikrarlı biçimde artırarak dünyanın en büyük savunma ihracatçıları arasında 11’inci sıraya yükseldi. 2025 yılı itibarıyla savunma ve havacılık ihracatının yaklaşık 4.3 milyar dolarlık kısmı Avrupa ülkelerine gerçekleştirildi. Bu tablo, yalnızca satış hacmini değil, Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisi içindeki konumunu da güçlendiriyor. AB ülkeleri, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dönemde savunma bütçelerini ciddi şekilde artırırken; tedarik zincirlerinde ‘güvenilir ortak’, ‘NATO uyumu’ ve ‘standart entegrasyonu’ gibi kriterleri öne çıkarıyor. TEKNOLOJİ İHRACATINA ODAKLANMALIYIZ Türkiye’nin ihracatta stratejik dönüşüm için teknolojiye odaklanması gerektiğini söyleyen Otomotiv Uzmanı Murat Boyacıoğlu, Türkiye’nin otomotiv ve otomotiv yan sanayisinde sahip olduğu üretim gücüne dikkat çekerek, şunları söyledi: “Türkiye otomotiv ve otomotiv yedek parça üretiminde son derece güçlü bir altyapıya sahip. Gerek ana sanayi gerekse yan sanayide ciddi bir birikimimiz var. Son dönemde Çinli markalar BYD ve Chery’nin Türkiye’de yatırım yapacaklarını açıklamaları önemli bir gelişme. Ancak bu tür yatırımların üretime dönüşmesi zaman alıyor. Daha önce Asya merkezli mobilite yatırımlarında da benzer süreçleri yaşadık. Bu nedenle kısa vadede sektörün dinamizmini korumak için yeni nesil teknoloji devlerinin de üretim için Türkiye’yi tercih etmesi büyük önem taşıyor.”  NATO KİMLİĞİ STRATEJİK AVANTAJ Türkiye’nin Çin’le rekabette en önemli avantajı, yalnızca maliyet ya da üretim kapasitesi değil. NATO üyesi olması ve Batı güvenlik mimarisinin parçası olması Türkiye’yi, AB için savunma tedarikinde önemli bir avantaj sağlıyor. Ortak operasyon kabiliyeti, NATO standartlarına uyum, siber güvenlik ve veri güvenliği, politik ve stratejik uyumluluk alanlarında Türkiye, hem coğrafi konumu hem de askeri entegrasyon seviyesiyle Avrupa için yakın ve güvenilir üretim üssü olarak öne çıkıyor.AB’NİN DE İLK TERCİHİ ÇİN DEĞİL  Çin ile Avrupa arasındaki politik mesafenin arttığını, buna karşın Avrupa’nın hâlâ Çin’in ölçek ve hız avantajıyla rekabet etmekte zorlandığını belirten Ar-Ge Uzmanı Eda Akınsal, bunun Türkiye açısından önemli bir fırsat alanı oluşturduğunu kaydetti. Akınsal, Türkiye'nin yeşil dönüşümdeki hızı ve AB uyumuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Asıl mesele; güçlü insan kaynağı, mühendislik kapasitesi, uluslararası sertifikasyon süreçlerine uyum ve sağlam bir teknoloji ekosistemi inşa edebilmek. Avrupa, Çin’den tedarik etmek istemediği ürün ve teknolojiler için alternatif ülkeler arıyor. Ancak bu alternatiflerin, Çin’in üretim ölçeğine yakın bir disiplin ve hızda çalışabilmesi bekleniyor. Katıldığım AB fonları odaklı bir toplantıda da bu arayışın açık şekilde dile getirildiğini gördük. AB’nin, Çin'den almak ilk tercihi değil.” ELEKTRİKLİ VE ENERJİDE YENİ BİR GÜÇ Türkiye’nin özellikle ticari araç üretiminde Avrupa’da güçlü bir konumda olduğuna işaret eden Otomotiv Uzmanı Murat Boyacıoğlu, “Elektrikli araç, batarya teknolojileri, yazılım ve otonom sürüş sistemleri gibi alanlarda daha fazla yatırım çekmeli ve yerli kabiliyetlerimizi geliştirmeliyiz. Avrupa Birliği pazarında güçlü olduğumuz sektörlerin yanına teknolojiyi de eklemeliyiz. Doğru stratejiyle Türkiye, elektrikli ve bağlantılı araçlar döneminde sadece bir üretim üssü değil, aynı zamanda bölgesel bir teknoloji merkezi haline gelebilir” dedi. Türkiye’nin enerji yatırımlarına da dikkat çeken Boyacıoğlu, AB pazarının güvenilir enerji tedarikçisi olma yolunda önemli adımlar attığını söyledi. 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adliyehaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.