Once Upon a Time in the Middle East’in duygusal yemek dili
Gündem
24.08.2026 - 16:30, Güncelleme:
24.08.2026 - 16:30 114 kez okundu.
Once Upon a Time in the Middle East’in duygusal yemek dili
Çin’de 2026 yılı toplam sinema gişe hasılatı, ön satışlar dahil 26 milyar yuanı geçti. Açıklanan verilere göre, yaz sezonundaki güçlü gişe performansı sürerken sezonun toplam hasılatı da 10,2 milyar yuanı aştı. Çin yapımı Once Upon a Time in the Middle East (Bir Zamanlar Orta Doğu’da) ise vizyona girmesinden yalnızca sekiz gün sonra 1 milyar yuanlık gişe hasılatını geçti.
CGTN Muhabiri Damla WU'nun haberine göre;
Filmin sinema platformlarındaki puanları yüksek seviyede seyrediyor. Çok sayıda izleyici, film boyunca hem ağızlarının sulandığını hem de gözyaşlarına hakim olamadıklarını belirtiyor. Geleneksel Çin lezzetleri ile savaş karşıtı temayı bir araya getiren film, iki Çinlinin yurt dışındaki yaşam mücadelesini anlatan hikâyesiyle izleyiciyi duygulandırıyor.
“Yemek, her şeydir”
Once Upon a Time in the Middle East, Çinli şef Xu Fu’nun yurt dışına çıkarak Orta Doğu’daki Ejderha Restoranı’nda şef olmasını ve çok sayıda kimsesiz çocuğa yemek sağlayarak onları korumasını konu alıyor.
Filmi neden yemek üzerinden anlattığını açıklayan yönetmen ve senarist Wen Muye, “Savaş acımasızdır, lezzetli yemekler ise bir çeşit mutluluk hissini temsil ediyor” ifadesini kullandı. Wen, Çin mutfağının Çin’i temsil eden canlı bir kartvizit olduğunu ve savaş bölgesindeki bir Çin restoranı aracılığıyla yemeklerle insanların kalplerini teselli etmek istediğini söyledi.
Çin’de yaygın bir söz vardır: “Yemek, her şeydir.” “Ejderhanın başını kaldırması”, Gong Bao tavuğu, acılı yağda sığır eti, Çin usulü güveç... Çin’e özgü bu lezzetlerin hazırlanma süreci filmde ayrıntılı biçimde gösterilirken Çin mutfağının özellikleri de aktarılıyor.
Filmdeki birçok yemek pişirme sahnesi izleyiciler arasında büyük ilgi görüyor. Wen’a göre yemek sahneleri, filmin hikâyesi ve karakterlerin duygu durumuyla doğrudan bağlantılı. Wen, “Yemek sahneleri çekmek, aslında insanı çekmek, insanı anlatmaktır” diyor.
Zengin bir aile sofrası, eve duyulan özlemi yansıtıyor. Xu Fu, memleketinden ayrılmadan önce içindeki suçluluk duygusuyla ailesi için sofrayı güzel yemeklerle donatıyor. Annesinin söylediği “Yola çıkarken mantı” sözü ise bir annenin evladına duyduğu bağlılığın ve özlemin en yalın ifadelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Xu Fu’nun hazırladığı neşeli bir düğün sofrası ise hayatın sıcaklığını yansıtıyor.
Wen Muye, “Bu, Xu Fu’nun yerel halkla ilk kez kaynaştığı an. Biz de Çin usulü güveç ile Arap usulü ızgara balığı bir araya getiren bir füzyon yemek seçtik. Ejderha Restoranı’nın tüm çalışanlarını bu sahneye kattık. Böylece düğünün coşkusunu pekiştirdik ve savaşın gölgesi altında insanların güzel bir hayata duyduğu özlemi gösterdik” dedi.
Sade bir akşam yemeği ise yemeğin özüne dönüşüyor. Filmin sonunda Xu Fu, kaçış yolunda çocuklara bir tencere pilav hazırlıyor. “Bu öğünün malzemeleri çok sade ve gösterişsiz ama çocuklara tarifsiz bir güven duygusu verdi” diyen Wen Muye, bu pilavın 20 yılı aşkın süre boyunca aktarıldığını ve sonunda Ejderha Restoranı’nın menüsünde “Xu Fu Pilavı” adıyla yer aldığını belirtti.
Yola çıkarken yenen mantıdan eve dönüşte yenen erişteye ve özenle pişirilen tencere pilavına kadar bu yemekler, hayatın en sade ama en derin anlamlarını gözler önüne seriyor.
Once Upon a Time in the Middle East filminin bu denli yankı uyandırmasının nedenlerinden biri de filmde defalarca vurgulanan “Yemekleri düzenli ve güzel yemeyi unutma” çağrısı ve gündelik hayatın vazgeçilmez parçası olan sofralar. Film, bunun Çinliler için köklü bir yaşam anlayışını yansıttığını anlatıyor.
İnsanı merkeze almak
Yönetmen Wen Muye, öteden beri kamerasını sıradan insanların kaderine çeviriyor. Once Upon a Time in the Middle East filminde ise bir grup sıradan insan çok daha büyük bir sahnenin içine yerleştiriliyor. Savaşın içine sürüklenen bu insanlar, çaresizlik içinde insani değerlerini ortaya koyuyor.
Hikâyenin başkahramanı Xu Fu, iyi niyetli yapısını korurken aynı zamanda karmaşık ve çok yönlü bir karakter olarak öne çıkıyor.
Wen Muye’ye göre filmin ilk yarısında Xu Fu’yu canlandıran Shen Teng’in doğaçlama oyunculuğu ve diyalogları filme çok sayıda espri katıyor. Bu da filmin ritmini ve tonunu daha uyumlu hâle getiriyor. İkinci yarıda ise peş peşe yaşanan olayların ardından Xu Fu, başlangıçtaki “çıkarına göre hareket etme” tavrından vazgeçiyor ve sonunda kendini feda ederek çocukları kaçış yolculuğuna çıkarıyor. Böylece karakterinin özündeki dürüstlük de bütünüyle ortaya çıkıyor.
Xu Fu’nun ortağı ve restoranın başgarsonu Ma Junsheng ise ekip tarafından “daha idealize edilmiş” bir karakter olarak tasarlandı.
Wen Muye, “Restoranın başgarsonu olarak işini kusursuzca yapıyor. Savaş başladığında tereddüt etmeden yetimhaneye koşup Arap kız arkadaşını ve yetimleri arıyor. Esir düştükten sonra da çocukları korumak için kendi hayatını feda etmeye razı oluyor...” dedi.
Wen, Junsheng’in saf ve iyi kalpli olduğunu, doğasında korkusuz bir cesaret taşıdığını ve onun fedakarlığının Xu Fu’yu derinden etkileyerek değiştirdiğini belirtti.
Ma Junsheng’i canlandıran oyuncu Jiang Qiming ise kendisini en çok etkileyen unsurun Junsheng’in “kendisinin farkında olmadığı esaret” olduğunu söylüyor. Jiang, “Başlangıçta her ortama uyum sağlayan biridir ama sonunda kendini feda eder. Junsheng aslında bir evrim yaşar. Bu karakteri oynarken içimde çok güçlü bir his vardı” diyor.
Yetim Saif’in dramatik büyüme hikayesi
Filmde dikkat çeken bir diğer unsur ise yetim Saif’in büyüme hikâyesi.
Saif, ilk ortaya çıktığında etrafta hırsızlık yapan bir “sokak çocuğu”. Daha sonra Ejderha Restoranı’nda yemek pişirme becerilerini geliştiriyor ve toplum içinde yaşamayı öğreniyor. Xu Fu’nun yol göstericiliği ve Junsheng’in sevgisi sayesinde savaşın içine sürüklenmek üzere olan genç, adım adım doğru yola yöneliyor.
Xu Fu’nun “Bence ileride iyi bir aşçı olacak” sözü de yıllar sonra gerçeğe dönüşüyor.
“Aileye duyulan sevgi ve barış özlemi, insanlığa özgü evrensel duygulardır.” “Zorluklarla mücadele eden sıradan insanların kaderi, başka insanları da derinden etkiler.” “Filmin sonundaki arkadan görüldüğü sahne gözleri dolduruyor...”
İzleyiciler, sosyal medya platformlarında filmle ilgili deneyim ve görüşlerini paylaşmayı sürdürüyor.
Barışa öncelik vermek
“Ejderha Restoranı’nda yalnızca barış ve lezzet vardır.”
Bu sade ancak anlamlı replik, filmin ana unsurlarını birbirine bağlıyor. Çinlilerin “barışa öncelik verme” ve “dünya birliği” idealini yansıtırken tüm insanlığın savaş ateşinden uzak kalma ve huzur içinde yaşama yönündeki ortak arzusunu da dile getiriyor.
Barış özlemi, üç öğün yemeğin içinde saklı
Filmin ilk yarısında Ejderha Restoranı’nın günlük işleyişini gösteren uzun bir çekim, sıradan ancak canlı hayatın sıcaklığını gözler önüne seriyor. Restoran küçük olmasına rağmen suyu, elektriği ve lezzetli yemekleriyle hem çocuklar için güvenli bir liman hem de insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası.
Wen Muye, “Biz yuvarlak masa etrafında toplanıp birlikte yemek yemeye alışkınız. Bu, Çinlilerin birlik ve beraberlik özlemi ve barış dileğiyle yakından ilişkili. Aynı zamanda filmin ana temasıyla da paralellik gösteriyor” diyor.
Yönetmen, bu yemek geleneğinin filmin anlatısına dahil edilerek restoranın barış idealini taşıyan bir mekana dönüştürüldüğünü belirtiyor.
Hayata gösterilen saygı ve özen ise sıradan insanların kahramanlıklarında gizli.
Sofralarda lezzet olsun, savaş ateşi değil. Savaşın ortasında Xu Fu, Ma Junsheng ve Saif çocukları korumak için ellerinden geleni yapıyor.
“Onlar senin çocukların değil.”
“Onlar da çocuk.”
Filmde iki kez duyulan bu kısa diyalog, izleyici üzerinde güçlü bir etki bırakıyor.
Savaşın acımasızlığı, hayatın dayanıklılığını daha da belirgin hale getiriyor. Felaketten kurtulan çocuklar pencereden dışarıda koşan develeri görünce sevinçle bağırıyor; çölün ortasında mor devedikenleri ve selvi ağaçları inatla kök salıp büyüyor. Hikayenin içine serpiştirilen bu ayrıntılar, izleyicilerin dikkatinden kaçmıyor ve yüreklerini sızlatarak onları derinden etkiliyor.
Çin Film Eleştirisi Derneği Genel Sekreteri Hu Jianli’ye göre film, “yemekleri düzenli ve güzel yemek, çocukları iyi yetiştirmek” gibi sade bir dilekten yola çıkıyor. Hu, “Küçük hikaye, büyük tema” anlatım stratejisi, gerçekçi karakter tasarımı ve belirgin savaş karşıtı teması aracılığıyla filmin dünyaya Çin’in yemek kültürünü ve değer anlayışını aktardığını belirtiyor.
Çin Film Sanatları Araştırma Merkezi araştırmacısı Zuo Heng ise “Çin mutfağı çok zengindir ve farklı damak zevklerine hitap edebilir. Ejderha Restoranı ise kapısını herkese açıyor ve herkesin iyi bir hayat yaşamasını diliyor” diyor.
Zuo, “Yemeklerin birlikte ve düzenli yenebildiği günler, iyi günlerdir. Tüm sıradan insanların iyi günler dilemesini teşvik eden bir film de iyi bir filmdir” ifadelerini kullanıyor. Hibya Haber Ajansı
Çin’de 2026 yılı toplam sinema gişe hasılatı, ön satışlar dahil 26 milyar yuanı geçti. Açıklanan verilere göre, yaz sezonundaki güçlü gişe performansı sürerken sezonun toplam hasılatı da 10,2 milyar yuanı aştı. Çin yapımı Once Upon a Time in the Middle East (Bir Zamanlar Orta Doğu’da) ise vizyona girmesinden yalnızca sekiz gün sonra 1 milyar yuanlık gişe hasılatını geçti.
CGTN Muhabiri Damla WU'nun haberine göre;
Filmin sinema platformlarındaki puanları yüksek seviyede seyrediyor. Çok sayıda izleyici, film boyunca hem ağızlarının sulandığını hem de gözyaşlarına hakim olamadıklarını belirtiyor. Geleneksel Çin lezzetleri ile savaş karşıtı temayı bir araya getiren film, iki Çinlinin yurt dışındaki yaşam mücadelesini anlatan hikâyesiyle izleyiciyi duygulandırıyor.
“Yemek, her şeydir”
Once Upon a Time in the Middle East, Çinli şef Xu Fu’nun yurt dışına çıkarak Orta Doğu’daki Ejderha Restoranı’nda şef olmasını ve çok sayıda kimsesiz çocuğa yemek sağlayarak onları korumasını konu alıyor.
Filmi neden yemek üzerinden anlattığını açıklayan yönetmen ve senarist Wen Muye, “Savaş acımasızdır, lezzetli yemekler ise bir çeşit mutluluk hissini temsil ediyor” ifadesini kullandı. Wen, Çin mutfağının Çin’i temsil eden canlı bir kartvizit olduğunu ve savaş bölgesindeki bir Çin restoranı aracılığıyla yemeklerle insanların kalplerini teselli etmek istediğini söyledi.
Çin’de yaygın bir söz vardır: “Yemek, her şeydir.” “Ejderhanın başını kaldırması”, Gong Bao tavuğu, acılı yağda sığır eti, Çin usulü güveç... Çin’e özgü bu lezzetlerin hazırlanma süreci filmde ayrıntılı biçimde gösterilirken Çin mutfağının özellikleri de aktarılıyor.
Filmdeki birçok yemek pişirme sahnesi izleyiciler arasında büyük ilgi görüyor. Wen’a göre yemek sahneleri, filmin hikâyesi ve karakterlerin duygu durumuyla doğrudan bağlantılı. Wen, “Yemek sahneleri çekmek, aslında insanı çekmek, insanı anlatmaktır” diyor.
Zengin bir aile sofrası, eve duyulan özlemi yansıtıyor. Xu Fu, memleketinden ayrılmadan önce içindeki suçluluk duygusuyla ailesi için sofrayı güzel yemeklerle donatıyor. Annesinin söylediği “Yola çıkarken mantı” sözü ise bir annenin evladına duyduğu bağlılığın ve özlemin en yalın ifadelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Xu Fu’nun hazırladığı neşeli bir düğün sofrası ise hayatın sıcaklığını yansıtıyor.
Wen Muye, “Bu, Xu Fu’nun yerel halkla ilk kez kaynaştığı an. Biz de Çin usulü güveç ile Arap usulü ızgara balığı bir araya getiren bir füzyon yemek seçtik. Ejderha Restoranı’nın tüm çalışanlarını bu sahneye kattık. Böylece düğünün coşkusunu pekiştirdik ve savaşın gölgesi altında insanların güzel bir hayata duyduğu özlemi gösterdik” dedi.
Sade bir akşam yemeği ise yemeğin özüne dönüşüyor. Filmin sonunda Xu Fu, kaçış yolunda çocuklara bir tencere pilav hazırlıyor. “Bu öğünün malzemeleri çok sade ve gösterişsiz ama çocuklara tarifsiz bir güven duygusu verdi” diyen Wen Muye, bu pilavın 20 yılı aşkın süre boyunca aktarıldığını ve sonunda Ejderha Restoranı’nın menüsünde “Xu Fu Pilavı” adıyla yer aldığını belirtti.
Yola çıkarken yenen mantıdan eve dönüşte yenen erişteye ve özenle pişirilen tencere pilavına kadar bu yemekler, hayatın en sade ama en derin anlamlarını gözler önüne seriyor.
Once Upon a Time in the Middle East filminin bu denli yankı uyandırmasının nedenlerinden biri de filmde defalarca vurgulanan “Yemekleri düzenli ve güzel yemeyi unutma” çağrısı ve gündelik hayatın vazgeçilmez parçası olan sofralar. Film, bunun Çinliler için köklü bir yaşam anlayışını yansıttığını anlatıyor.
İnsanı merkeze almak
Yönetmen Wen Muye, öteden beri kamerasını sıradan insanların kaderine çeviriyor. Once Upon a Time in the Middle East filminde ise bir grup sıradan insan çok daha büyük bir sahnenin içine yerleştiriliyor. Savaşın içine sürüklenen bu insanlar, çaresizlik içinde insani değerlerini ortaya koyuyor.
Hikâyenin başkahramanı Xu Fu, iyi niyetli yapısını korurken aynı zamanda karmaşık ve çok yönlü bir karakter olarak öne çıkıyor.
Wen Muye’ye göre filmin ilk yarısında Xu Fu’yu canlandıran Shen Teng’in doğaçlama oyunculuğu ve diyalogları filme çok sayıda espri katıyor. Bu da filmin ritmini ve tonunu daha uyumlu hâle getiriyor. İkinci yarıda ise peş peşe yaşanan olayların ardından Xu Fu, başlangıçtaki “çıkarına göre hareket etme” tavrından vazgeçiyor ve sonunda kendini feda ederek çocukları kaçış yolculuğuna çıkarıyor. Böylece karakterinin özündeki dürüstlük de bütünüyle ortaya çıkıyor.
Xu Fu’nun ortağı ve restoranın başgarsonu Ma Junsheng ise ekip tarafından “daha idealize edilmiş” bir karakter olarak tasarlandı.
Wen Muye, “Restoranın başgarsonu olarak işini kusursuzca yapıyor. Savaş başladığında tereddüt etmeden yetimhaneye koşup Arap kız arkadaşını ve yetimleri arıyor. Esir düştükten sonra da çocukları korumak için kendi hayatını feda etmeye razı oluyor...” dedi.
Wen, Junsheng’in saf ve iyi kalpli olduğunu, doğasında korkusuz bir cesaret taşıdığını ve onun fedakarlığının Xu Fu’yu derinden etkileyerek değiştirdiğini belirtti.
Ma Junsheng’i canlandıran oyuncu Jiang Qiming ise kendisini en çok etkileyen unsurun Junsheng’in “kendisinin farkında olmadığı esaret” olduğunu söylüyor. Jiang, “Başlangıçta her ortama uyum sağlayan biridir ama sonunda kendini feda eder. Junsheng aslında bir evrim yaşar. Bu karakteri oynarken içimde çok güçlü bir his vardı” diyor.
Yetim Saif’in dramatik büyüme hikayesi
Filmde dikkat çeken bir diğer unsur ise yetim Saif’in büyüme hikâyesi.
Saif, ilk ortaya çıktığında etrafta hırsızlık yapan bir “sokak çocuğu”. Daha sonra Ejderha Restoranı’nda yemek pişirme becerilerini geliştiriyor ve toplum içinde yaşamayı öğreniyor. Xu Fu’nun yol göstericiliği ve Junsheng’in sevgisi sayesinde savaşın içine sürüklenmek üzere olan genç, adım adım doğru yola yöneliyor.
Xu Fu’nun “Bence ileride iyi bir aşçı olacak” sözü de yıllar sonra gerçeğe dönüşüyor.
“Aileye duyulan sevgi ve barış özlemi, insanlığa özgü evrensel duygulardır.” “Zorluklarla mücadele eden sıradan insanların kaderi, başka insanları da derinden etkiler.” “Filmin sonundaki arkadan görüldüğü sahne gözleri dolduruyor...”
İzleyiciler, sosyal medya platformlarında filmle ilgili deneyim ve görüşlerini paylaşmayı sürdürüyor.
Barışa öncelik vermek
“Ejderha Restoranı’nda yalnızca barış ve lezzet vardır.”
Bu sade ancak anlamlı replik, filmin ana unsurlarını birbirine bağlıyor. Çinlilerin “barışa öncelik verme” ve “dünya birliği” idealini yansıtırken tüm insanlığın savaş ateşinden uzak kalma ve huzur içinde yaşama yönündeki ortak arzusunu da dile getiriyor.
Barış özlemi, üç öğün yemeğin içinde saklı
Filmin ilk yarısında Ejderha Restoranı’nın günlük işleyişini gösteren uzun bir çekim, sıradan ancak canlı hayatın sıcaklığını gözler önüne seriyor. Restoran küçük olmasına rağmen suyu, elektriği ve lezzetli yemekleriyle hem çocuklar için güvenli bir liman hem de insanların bir araya geldiği bir buluşma noktası.
Wen Muye, “Biz yuvarlak masa etrafında toplanıp birlikte yemek yemeye alışkınız. Bu, Çinlilerin birlik ve beraberlik özlemi ve barış dileğiyle yakından ilişkili. Aynı zamanda filmin ana temasıyla da paralellik gösteriyor” diyor.
Yönetmen, bu yemek geleneğinin filmin anlatısına dahil edilerek restoranın barış idealini taşıyan bir mekana dönüştürüldüğünü belirtiyor.
Hayata gösterilen saygı ve özen ise sıradan insanların kahramanlıklarında gizli.
Sofralarda lezzet olsun, savaş ateşi değil. Savaşın ortasında Xu Fu, Ma Junsheng ve Saif çocukları korumak için ellerinden geleni yapıyor.
“Onlar senin çocukların değil.”
“Onlar da çocuk.”
Filmde iki kez duyulan bu kısa diyalog, izleyici üzerinde güçlü bir etki bırakıyor.
Savaşın acımasızlığı, hayatın dayanıklılığını daha da belirgin hale getiriyor. Felaketten kurtulan çocuklar pencereden dışarıda koşan develeri görünce sevinçle bağırıyor; çölün ortasında mor devedikenleri ve selvi ağaçları inatla kök salıp büyüyor. Hikayenin içine serpiştirilen bu ayrıntılar, izleyicilerin dikkatinden kaçmıyor ve yüreklerini sızlatarak onları derinden etkiliyor.
Çin Film Eleştirisi Derneği Genel Sekreteri Hu Jianli’ye göre film, “yemekleri düzenli ve güzel yemek, çocukları iyi yetiştirmek” gibi sade bir dilekten yola çıkıyor. Hu, “Küçük hikaye, büyük tema” anlatım stratejisi, gerçekçi karakter tasarımı ve belirgin savaş karşıtı teması aracılığıyla filmin dünyaya Çin’in yemek kültürünü ve değer anlayışını aktardığını belirtiyor.
Çin Film Sanatları Araştırma Merkezi araştırmacısı Zuo Heng ise “Çin mutfağı çok zengindir ve farklı damak zevklerine hitap edebilir. Ejderha Restoranı ise kapısını herkese açıyor ve herkesin iyi bir hayat yaşamasını diliyor” diyor.
Zuo, “Yemeklerin birlikte ve düzenli yenebildiği günler, iyi günlerdir. Tüm sıradan insanların iyi günler dilemesini teşvik eden bir film de iyi bir filmdir” ifadelerini kullanıyor. Hibya Haber Ajansı
Hibya Haber Ajansı, Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) ve diğer ajanslar tarafından eklenen tüm haberler, sitemizin editörlerinin müdahalesi olmadan ajans kanallarından çekilmektedir. Bu haberlerde yer alan hukuki muhataplar haberi geçen ajanslar olup sitemizin hiç bir editörü sorumlu tutulamaz...
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.