‘Erken sanayisizleşme’ riskine karşı yeni model gerek

Ekonomi 22.05.2026 - 09:15, Güncelleme: 22.05.2026 - 09:15 200 kez okundu.
 

‘Erken sanayisizleşme’ riskine karşı yeni model gerek

Enflasyonla mücadSürdürülebilir büyümenin ve ihracatın taşıyıcı kolonu olan imalat sanayi, değişen iş gücü dinamikleri ışığında geleceğe hazırlanıyor. Genç istihdamının daha çok hizmet alanlarına yönelme eğilimi, sanayinin cazibesini koruyacak yeni yaklaşımların gerekliliğini gündeme getirdi. elede uygulanan talep daraltıcı politikaların, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ve Hürmüz Boğazı krizi gibi küresel ve bölgesel şokların oluşturduğu maliyet baskılarına rağmen belirli ölçüde sonuç verdiği görülürken, raporlar ve enflasyon verileri maliyet kaynaklı risklerin öne çıktığını gösterdi.
Türkiye ekonomisinin lokomotifi konumundaki imalat sanayi, iş gücü dinamiklerinin yön değiştirdiği hassas bir dönemeçten geçiyor. Son dönemde istihdam piyasasında gözlemlenen eğilimler, henüz makro düzeyde fiiliyata dökülmemiş olsa da ufukta yapısal bir risk olarak beliren ‘erken sanayisizleşme’ ihtimalini yavaş yavaş gündeme taşıyor. Genç iş gücünün fabrika ortamından ziyade, esnek çalışma imkânları sunan hizmet sektörüne yönelmesi, ülkenin mevcut üretim kapasitesini geleceğe taşıması adına dikkatle izlenmesi gereken bir tablo sunuyor. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşabilmesi, çarkların dönmesini sağlayan bu sessiz sektörel kayışın erkenden teşhis edilmesine ve sanayinin iş gücü açısından cazibesini korumasına bağlı.KALICI VE NİTELİKLİ İSTİHDAM Üreticiler cephesinden bakıldığında, üretim bantlarının tam kapasiteyle çalışmaya devam etmesi sadece makinalaşmaya ve sipariş hacmine değil, aynı oranda kalıcı ve nitelikli istihdama dayanıyor. Reel sektörün, hizmet alanlarıyla rekabet edebilmesi ve katma değerli üretimini sürdürebilmesi için sanayi işçiliğinin yeniden tercih edilen, güçlü bir mesleki seçenek haline gelmesi büyük önem taşıyor. Küresel rekabette yerli üretimin elini sağlamlaştırmak için fabrikalarda emek veren kesimin refahına öncelik veren destekleyici adımların atılması sanayicinin temel beklentileri arasında öne çıkıyor. Üretim ekosistemi, çalışma hayatında hayata geçirilecek kapsayıcı ve dengeleyici yaklaşımlarla bu potansiyel riskin bertaraf edilebileceğine inanıyor.İSTİHDAMI KORUYACAK TEŞVİK KALKANIBu noktada, sanayi istihdamını yeniden cazip kılacak özelleştirilmiş teşvik ve destek mekanizmalarının devreye alınması kritik bir ihtiyaç olarak beliriyor. Hizmet sektörü ile imalat sanayisi arasındaki çalışma koşulları farkını dengeleyebilmek adına; doğrudan üretim bantlarında ter döken çalışanlara yönelik vergi kolaylıkları veya sosyal destekler gibi yapısal adımların atılması büyük önem taşıyor. İmalat sanayisi, sanayi işçisine sağlanacak bu tür pozitif ayrımcılık uygulamalarının yalnızca işverenin yükünü hafifletmekle kalmayıp, çalışanın refahını da doğrudan artıracağına dikkat çekiyor. Ekonominin taşıyıcı kolonu olan sanayinin, iş gücü kaybı yaşamadan yoluna devam edebilmesi için talep edilen bu desteklerin bir maliyet unsuru değil, Türkiye'nin üretim geleceğine yapılmış stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.RAKAMLARA YANSIYAN EKSEN KAYMASIÜreticilerin sahada bizzat tecrübe ettiği ‘erken sanayisizleşme’ riski ve iş gücündeki eksen kayması, son istihdam istatistiklerinde de görülüyor. TÜİK verilerine göre, sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısı son bir yılda 132 bini aşkın kayıpla mart ayında 4 milyon 740 bin seviyesine gerileyerek Kasım 2021'den bu yana en düşük seviyesine indi.  Üretim bantlarında son 20 aydır aralıksız süren bu kan kaybına karşılık; iş gücünün hızla yöneldiği ticaret ve hizmetler sektöründe çalışan sayısı 9 milyonu aşarken, inşaat sektörü ise 1 milyon 847 binlik istihdam büyüklüğüne ulaştı. Toplam istihdam içindeki payı Kasım 2021'den bu yana 3.6 puan azalarak yüzde 30’a kadar gerileyen sanayi sektörü, katma değerli üretim için elzem olan kalıcı iş gücünü giderek dönemsel ve hizmet ağırlıklı alanlara kaptırıyor.İHRACATIN LOKOMOTİFLERİNDE İSTİHDAM KAYBIİş gücündeki bu yapısal kayış, Türkiye'nin ihracat ve büyüme yükünü sırtlayan kilit sanayi kollarında çok daha derinden hissediliyor. Emek yoğun üretim yapan giyim eşyaları imalatında yıllık istihdam kaybı yüzde 10.1'e, tekstilde ise yüzde 9.2'ye ulaşarak üretim kapasitesini zorluyor. Yalnızca tekstilde değil; Türkiye'nin ihracat şampiyonu otomotiv ile kauçuk ve plastik ürünleri imalatı gibi stratejik alanlarda dahi çalışan sayısındaki daralma yüzde 2.8'e dayanmış durumda. İmalat sanayisindeki ücretli çalışan sayısının toplamda 52 ayın gerisine düşmesi, sanayicinin, “Sipariş var, tezgah var ama çalıştıracak eleman yok” uyarısının yalnızca dönemsel bir serzeniş olmadığını kanıtlıyor. Bu tablo, üretimi koruyacak yapısal desteklerin ve sanayi işçisine yönelik teşviklerin ne kadar önemli bir gereksinim olduğunu rakamlarla tescilliyor.MALİYETLERİ YÖNETMEK ZOR Erken sanayisizleşme tehlikesinin arka planındaki dinamikleri değerlendiren Prof. Dr. Kerem Alkin, üreticinin asıl sorununun eleman bulamamaktan ziyade, maliyet kıskacı olduğunu vurguladı. Türkiye’de sanayinin iş gücü bulma ile ilgili bir derdi olmadığını belirten Alkin, şöyle konuştu: “Türkiye'de sanayinin, elindeki tek hareket edebileceği alan olduğu için iş gücü maliyetlerini minimum düzeyde tutma ile ilgili bir derdi var. İş dünyası; hammadde, enerji ve finansman maliyetlerini yönetmede zorluklar içerisinde. Ellerindeki tek imkan iş gücü maliyetlerini yönetebilmek olduğu için bunu mümkün olduğu kadar minimum düzeyde iş gücü çalıştırarak, üretimi ayakta tutacak şekilde yönetmeye çalışıyorlar. Bu da beraberinde sanayide yeterli miktarda iş gücünün üretimde görev alamaması sorununu getiriyor.”KUR BASKISI REKABETÇİLİĞİ ZEDELEDİErken sanayisizleşme sorunuyla karşı karşıya kalmamak için üretim maliyetlerini yönetilebilir kılacak ve rekabetçiliği koruyacak bir ekonomik ortam gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Alkin, kur politikalarının imalatçı üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Yıllıklandırılmış enflasyon oranının altında tutulan ve enflasyonla mücadelenin bir parçası haline getirilen yönetilen döviz kuru mekanizması, imalat sanayi firmalarını oldukça zora sokuyor. TL cinsinden üretim maliyetleri ciddi manada artarken, enflasyonun altında seyreden kur artışları nedeniyle Türk ihracatçısı, ürettiği ürünü yabancı para cinsinden daha pahalıya satmak durumunda kalıyor. Bu da rakiplerine karşı daha zor duruma düşmeleri anlamına geliyor.” dedi.SANAYİNİN GÖÇÜ TEHLİKESİ VAR Maliyet ve kur kıskacında kalan üreticinin yeni arayışlara yöneldiğine işaret eden Prof. Dr. Kerem Alkin, bu tablonun yarattığı yapısal tehdidi şöyle anlattı: “Türkiye'de sanayiciliği devam ettirmek yerine bazı sektörler, dünyanın başka coğrafyalarında üretim yapmak üzere Türkiye'den yatırımlarını başka ülkelere kaydırma noktasına geliyor. Bu da Türkiye açısından erken sanayisizleşme gibi bir sorunu da beraberinde getiriyor.”TEŞVİKLER VE DESTEKLER VERİLMELİSanayiyi ayakta tutmak için son dönemde sağlanan desteklerin üreticinin asıl yarasına merhem olmadığını belirten Prof. Dr. Alkin, çözümün doğru yere odaklanması gerektiğini belirterek, şu tespiti yaptı: “İhracatçı imalat sanayi firmalarına son dönemde açıklanan kurumlar vergisinin daha düşük tutulması gibi teşvikler aslında çözüm değil. İhracat odaklı çalışan firmalar, enflasyonun altında seyreden döviz kuru nedeniyle zaten ihracattan para kazanamadıkları için ortada bir kâr çıkmıyor. Firmaların çoğu sıfır kârla, hatta zararına çalışıyor. Kâr etmedikleri için devlete ödeyecekleri bir kurumlar vergisi de çıkmıyor. O yüzden zaten kâr etmezken bir de kurumlar vergisi istisnası getirilmesi aslında somut bir destek değil. Firmalara esas olarak iş gücü, enerji, hammadde ve finansman maliyetlerini yönetebilecekleri şekilde teşvikler ve destekler verilmesi çok daha mantıklı olacaktır.”ERKEN SANAYİSİZLEŞME TUZAĞINA DÜŞMEMELİ Türkiye’nin sanayileşme vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, erken sanayisizleşme riskine dikkat çekerek, mevcut sanayi yapısının korunmasının yeterli olmayacağını, aynı zamanda yeniden tasarlanıp güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin yalnızca sanayi basamaklarını tırmanmakla kalmayıp gerçek anlamda bir ‘sanayi sıçraması’ gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Avdagiç, bunun küresel üretim zincirinde daha üst bir konuma yükselmek açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.Avdagiç, Türkiye’nin küresel üretim zincirinin orta halkasında sıkışıp kalmaması için sanayi ekosisteminin daha yüksek katma değerli bir yapıya evrilmesi gerektiğini kaydetti. Sürdürülebilir büyümenin ancak üretim ve ihracat kompozisyonunun niteliğinin artırılmasıyla mümkün olacağını belirten Avdagiç, sanayi politikalarının bu perspektifle yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.  
Enflasyonla mücadSürdürülebilir büyümenin ve ihracatın taşıyıcı kolonu olan imalat sanayi, değişen iş gücü dinamikleri ışığında geleceğe hazırlanıyor. Genç istihdamının daha çok hizmet alanlarına yönelme eğilimi, sanayinin cazibesini koruyacak yeni yaklaşımların gerekliliğini gündeme getirdi. elede uygulanan talep daraltıcı politikaların, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ve Hürmüz Boğazı krizi gibi küresel ve bölgesel şokların oluşturduğu maliyet baskılarına rağmen belirli ölçüde sonuç verdiği görülürken, raporlar ve enflasyon verileri maliyet kaynaklı risklerin öne çıktığını gösterdi.

Türkiye ekonomisinin lokomotifi konumundaki imalat sanayi, iş gücü dinamiklerinin yön değiştirdiği hassas bir dönemeçten geçiyor. Son dönemde istihdam piyasasında gözlemlenen eğilimler, henüz makro düzeyde fiiliyata dökülmemiş olsa da ufukta yapısal bir risk olarak beliren ‘erken sanayisizleşme’ ihtimalini yavaş yavaş gündeme taşıyor. Genç iş gücünün fabrika ortamından ziyade, esnek çalışma imkânları sunan hizmet sektörüne yönelmesi, ülkenin mevcut üretim kapasitesini geleceğe taşıması adına dikkatle izlenmesi gereken bir tablo sunuyor. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşabilmesi, çarkların dönmesini sağlayan bu sessiz sektörel kayışın erkenden teşhis edilmesine ve sanayinin iş gücü açısından cazibesini korumasına bağlı.KALICI VE NİTELİKLİ İSTİHDAM Üreticiler cephesinden bakıldığında, üretim bantlarının tam kapasiteyle çalışmaya devam etmesi sadece makinalaşmaya ve sipariş hacmine değil, aynı oranda kalıcı ve nitelikli istihdama dayanıyor. Reel sektörün, hizmet alanlarıyla rekabet edebilmesi ve katma değerli üretimini sürdürebilmesi için sanayi işçiliğinin yeniden tercih edilen, güçlü bir mesleki seçenek haline gelmesi büyük önem taşıyor. Küresel rekabette yerli üretimin elini sağlamlaştırmak için fabrikalarda emek veren kesimin refahına öncelik veren destekleyici adımların atılması sanayicinin temel beklentileri arasında öne çıkıyor. Üretim ekosistemi, çalışma hayatında hayata geçirilecek kapsayıcı ve dengeleyici yaklaşımlarla bu potansiyel riskin bertaraf edilebileceğine inanıyor.İSTİHDAMI KORUYACAK TEŞVİK KALKANIBu noktada, sanayi istihdamını yeniden cazip kılacak özelleştirilmiş teşvik ve destek mekanizmalarının devreye alınması kritik bir ihtiyaç olarak beliriyor. Hizmet sektörü ile imalat sanayisi arasındaki çalışma koşulları farkını dengeleyebilmek adına; doğrudan üretim bantlarında ter döken çalışanlara yönelik vergi kolaylıkları veya sosyal destekler gibi yapısal adımların atılması büyük önem taşıyor. İmalat sanayisi, sanayi işçisine sağlanacak bu tür pozitif ayrımcılık uygulamalarının yalnızca işverenin yükünü hafifletmekle kalmayıp, çalışanın refahını da doğrudan artıracağına dikkat çekiyor. Ekonominin taşıyıcı kolonu olan sanayinin, iş gücü kaybı yaşamadan yoluna devam edebilmesi için talep edilen bu desteklerin bir maliyet unsuru değil, Türkiye'nin üretim geleceğine yapılmış stratejik bir yatırım olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.RAKAMLARA YANSIYAN EKSEN KAYMASIÜreticilerin sahada bizzat tecrübe ettiği ‘erken sanayisizleşme’ riski ve iş gücündeki eksen kayması, son istihdam istatistiklerinde de görülüyor. TÜİK verilerine göre, sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısı son bir yılda 132 bini aşkın kayıpla mart ayında 4 milyon 740 bin seviyesine gerileyerek Kasım 2021'den bu yana en düşük seviyesine indi.  Üretim bantlarında son 20 aydır aralıksız süren bu kan kaybına karşılık; iş gücünün hızla yöneldiği ticaret ve hizmetler sektöründe çalışan sayısı 9 milyonu aşarken, inşaat sektörü ise 1 milyon 847 binlik istihdam büyüklüğüne ulaştı. Toplam istihdam içindeki payı Kasım 2021'den bu yana 3.6 puan azalarak yüzde 30’a kadar gerileyen sanayi sektörü, katma değerli üretim için elzem olan kalıcı iş gücünü giderek dönemsel ve hizmet ağırlıklı alanlara kaptırıyor.İHRACATIN LOKOMOTİFLERİNDE İSTİHDAM KAYBIİş gücündeki bu yapısal kayış, Türkiye'nin ihracat ve büyüme yükünü sırtlayan kilit sanayi kollarında çok daha derinden hissediliyor. Emek yoğun üretim yapan giyim eşyaları imalatında yıllık istihdam kaybı yüzde 10.1'e, tekstilde ise yüzde 9.2'ye ulaşarak üretim kapasitesini zorluyor. Yalnızca tekstilde değil; Türkiye'nin ihracat şampiyonu otomotiv ile kauçuk ve plastik ürünleri imalatı gibi stratejik alanlarda dahi çalışan sayısındaki daralma yüzde 2.8'e dayanmış durumda. İmalat sanayisindeki ücretli çalışan sayısının toplamda 52 ayın gerisine düşmesi, sanayicinin, “Sipariş var, tezgah var ama çalıştıracak eleman yok” uyarısının yalnızca dönemsel bir serzeniş olmadığını kanıtlıyor. Bu tablo, üretimi koruyacak yapısal desteklerin ve sanayi işçisine yönelik teşviklerin ne kadar önemli bir gereksinim olduğunu rakamlarla tescilliyor.MALİYETLERİ YÖNETMEK ZOR Erken sanayisizleşme tehlikesinin arka planındaki dinamikleri değerlendiren Prof. Dr. Kerem Alkin, üreticinin asıl sorununun eleman bulamamaktan ziyade, maliyet kıskacı olduğunu vurguladı. Türkiye’de sanayinin iş gücü bulma ile ilgili bir derdi olmadığını belirten Alkin, şöyle konuştu: “Türkiye'de sanayinin, elindeki tek hareket edebileceği alan olduğu için iş gücü maliyetlerini minimum düzeyde tutma ile ilgili bir derdi var. İş dünyası; hammadde, enerji ve finansman maliyetlerini yönetmede zorluklar içerisinde. Ellerindeki tek imkan iş gücü maliyetlerini yönetebilmek olduğu için bunu mümkün olduğu kadar minimum düzeyde iş gücü çalıştırarak, üretimi ayakta tutacak şekilde yönetmeye çalışıyorlar. Bu da beraberinde sanayide yeterli miktarda iş gücünün üretimde görev alamaması sorununu getiriyor.”KUR BASKISI REKABETÇİLİĞİ ZEDELEDİErken sanayisizleşme sorunuyla karşı karşıya kalmamak için üretim maliyetlerini yönetilebilir kılacak ve rekabetçiliği koruyacak bir ekonomik ortam gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Alkin, kur politikalarının imalatçı üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Yıllıklandırılmış enflasyon oranının altında tutulan ve enflasyonla mücadelenin bir parçası haline getirilen yönetilen döviz kuru mekanizması, imalat sanayi firmalarını oldukça zora sokuyor. TL cinsinden üretim maliyetleri ciddi manada artarken, enflasyonun altında seyreden kur artışları nedeniyle Türk ihracatçısı, ürettiği ürünü yabancı para cinsinden daha pahalıya satmak durumunda kalıyor. Bu da rakiplerine karşı daha zor duruma düşmeleri anlamına geliyor.” dedi.SANAYİNİN GÖÇÜ TEHLİKESİ VAR Maliyet ve kur kıskacında kalan üreticinin yeni arayışlara yöneldiğine işaret eden Prof. Dr. Kerem Alkin, bu tablonun yarattığı yapısal tehdidi şöyle anlattı: “Türkiye'de sanayiciliği devam ettirmek yerine bazı sektörler, dünyanın başka coğrafyalarında üretim yapmak üzere Türkiye'den yatırımlarını başka ülkelere kaydırma noktasına geliyor. Bu da Türkiye açısından erken sanayisizleşme gibi bir sorunu da beraberinde getiriyor.”TEŞVİKLER VE DESTEKLER VERİLMELİSanayiyi ayakta tutmak için son dönemde sağlanan desteklerin üreticinin asıl yarasına merhem olmadığını belirten Prof. Dr. Alkin, çözümün doğru yere odaklanması gerektiğini belirterek, şu tespiti yaptı: “İhracatçı imalat sanayi firmalarına son dönemde açıklanan kurumlar vergisinin daha düşük tutulması gibi teşvikler aslında çözüm değil. İhracat odaklı çalışan firmalar, enflasyonun altında seyreden döviz kuru nedeniyle zaten ihracattan para kazanamadıkları için ortada bir kâr çıkmıyor. Firmaların çoğu sıfır kârla, hatta zararına çalışıyor. Kâr etmedikleri için devlete ödeyecekleri bir kurumlar vergisi de çıkmıyor. O yüzden zaten kâr etmezken bir de kurumlar vergisi istisnası getirilmesi aslında somut bir destek değil. Firmalara esas olarak iş gücü, enerji, hammadde ve finansman maliyetlerini yönetebilecekleri şekilde teşvikler ve destekler verilmesi çok daha mantıklı olacaktır.”ERKEN SANAYİSİZLEŞME TUZAĞINA DÜŞMEMELİ Türkiye’nin sanayileşme vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, erken sanayisizleşme riskine dikkat çekerek, mevcut sanayi yapısının korunmasının yeterli olmayacağını, aynı zamanda yeniden tasarlanıp güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Türkiye’nin yalnızca sanayi basamaklarını tırmanmakla kalmayıp gerçek anlamda bir ‘sanayi sıçraması’ gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Avdagiç, bunun küresel üretim zincirinde daha üst bir konuma yükselmek açısından kritik önem taşıdığını vurguladı.Avdagiç, Türkiye’nin küresel üretim zincirinin orta halkasında sıkışıp kalmaması için sanayi ekosisteminin daha yüksek katma değerli bir yapıya evrilmesi gerektiğini kaydetti. Sürdürülebilir büyümenin ancak üretim ve ihracat kompozisyonunun niteliğinin artırılmasıyla mümkün olacağını belirten Avdagiç, sanayi politikalarının bu perspektifle yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.  

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adliyehaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.